30 Aralık 2010 Perşembe

HER YENİ GÜN'E TEŞEKKÜR

Her gününe ayrı bir hikâye yazdığım takvim yapraklarına bakıyorum ve güzel geçtin gittin 2010 diyorum.

yeni heyecanlar, umutlar, umutsuzluklar, sıkıntılar, hüzünler mutluluklarla geldi.

Yeni bir işim oldu,
Yeni yer, yeni insanlar, yeni hayatlar, kendimi yenilemem oldu…

Aşık oldum,
kalbimi güm güm attı, şaşkına döndüm, aklımın beynimin kıvrımlarında sürekli hareket eden, heyecanı adrenalini yüksek bir aşk. ayaklarım yerden kesildi :)

Yollara düştüm



Bebişim ve ben uzun uzun geziler yaptık. Şehirleri, insanları tanıdım,





yalnızlıkta kalabalıkları, kalabalıkla yalnızlığı,

yollardaki huzuru kısaca kendimi yaşadım.


Dostlarım
Beni olduğum gibi hayatlarına kabul eden, günahım ve sevabımla, yargılamadan yormadan seven, mesafeler olsa da arada, bir ses, bir nefes tüm gerçeklikleri ile her zaman yanımda olan dostlarımı yaşadım. Canan, Berna ve İlke iyiki varsınız..

Ailem,
hayattaki en büyük servetim.
Tüm sıkıntılara, zorluklara karşı en emin sığınak. Sığınakta yaşamak zordur ama güvenlidir.

Hey yeni gün, bana o kadar çok güzellik getirdin ki inanıyorum sonuna eklenince 1 rakamı daha da güzel şeyler getireceksin…
Ve ben tüm sıkıntıların içindeki güzellikleri görebileceğim yeni günlere uyanacağım ve diyeceğim ki
“hoş geldin, sefalar getirdin hayatıma”

12 Ekim 2010 Salı

Büyükada'da zaman

Yağmurlu bir İstanbul sabahı, martıların çığlıkları eşliğinde hareket eden ada vapurundan seyrettim İstanbul’u. Güneş ışıklarına eşlik eden serin sabah rüzgarı günaydın diyor
Bugün Prens adalarının en büyüğüne Büyükada’ya gidiyorum.
Geride kalan Şehr-i İstanbul’a bakarak keyifle kahvaltımızı yaptık.Yağmurla gelen kalabalık, sıkışıklık ve de boğulmuşluktan uzaktayız…

İlk defa sonbaharda adaya geldim ve neden daha önce gelmedim diye hayıflandım. Ada sokakları sakin, dingin, huzurlu. Zaman sakinlikten yana akıyor.

Sonbahar’ın getirdiği hüznü, özlemi, hasreti sokaklarda suya düşen yapraklarda yaşıyorum sakince.

Yokuş sokaklar..


Merdivenli dik sokaklar,

Çıkarı çıkmazı derken neredeyse tüm ada sokaklarını dolaştık. Tüm güzelliklerini sundu sokaklar. Dallarında çatlamış düşeyim düşmeyeyim diyen Nar’ları, kabuklarından çıkmaya çalışan kestaneleri, cevizleri,

Kapı önündeki domatesleri…


Begonviller solmakla solmamak arasında sabah güneşinde ışıl ışıllar..

nar topladık bahçelerden.. bir taraftan sokakları arşınlarken nar ayırıp yemenin zorluğu ve keyfini yaşadım.. karganın bize ikram ettiği cevizleri yedik (her ne kadar ben yiyemesem de :()
Yaşanmışlıklar aradım köşklerin kapılarında. Film karelerinden fırlayıp gelmiş, fırfırlı şemsiyesini çeviren feraceli kadını, çiçekli kabarık elbisesiyle yanımdan geçen genç kızı, takım elbisesine uygun renkte fötr şapkasının ucu ile selam veren İstanbul beyefendisini gördüm.

Foto : Alıntı.. fayton fotosu çekmeyi atlamışım..
Sakinliği, sessizliği bozan tek şey ada klasiği olan nal sesleri ve Fayton zilleri.
Ah bir de fayton keyfi yapsam diye geçirdim içimden ama bugün sokakları arşınlama günü kaçarım yok.



Her sokağın bir kedisi köpeği var gibi.


Tel örgülerin arkasına kaçan ürkek tek gözü olmayan kara kedi.

Sevelim diye yerlerde bin takla atan köpekler, Kanadı kırık martı ve cevizlerini bizimle paylaşan kargalar. Sokaklar boyunca eşlik ediyorlar ama sokaktan çıktığın anda geri dönüyorlar.
Tüm şehirlerde olduğu gibi Ada’nın da iki yüzü var.. Dar, uzun, merdivenli sokakları tırmandığınız da adanın varoş yüzünü görüyorsunuz. Evlerin kapılarının merdiven basamaklarına açıldığı, yoldan alçakta, tek katlı küçük evleri görüyorsunuz. Birkaç sokak aşağı indiğinizde geniş caddelerin iki tarafınız süsleyen, geniş bahçeleri olan köşkleri, apartmanları görüyorsunuz.

komik kurukafa.. ada halkı çok eğlenceli…



Tepelerden komşu ada manzaraları


İstanbul manzarası
Ara sokaklar, tepeler, patikalardan sonra adanın merkezine indik. Hayatın aktığı, zamanın sükûnetini bozduğu yere. İskelede telaşlı insanlar gelip gidiyorlar. Dönüş vapur saati telaşına kapıldık..
Bir saat daha zaman ayırdık. Balık lokantalarının arasından geçerek sahil boyunca ve ara sokaklarda dolaştık. Bu sefer telaşlıydık kendimizi hapsettiğimiz zamanın darlığında ne kadar çok sokak görürsek o kadar iyi diyerek. Bu telaşla atopark’a çıktı yolumuz. Tüm faytonların dinlenme yerine.. keskin kokularına rağmen çekirdek çitleyerek geçtik aralarından :)

Durmasını istediğim zaman hızla akmaya başladığı anda saat ayrılığı gösterdi.. Sükuneti bırakıp dönmek istemedim şehre.. ahşap, tarihi binadaki pansiyonda kalsak gece adanın sakinliğini yaşayıp, gün doğumunu Aya Yorgi’de karşılasak istekleri ile bindim vapura

Ada iskelesi



Adaların üzerinde parlayan akşam güneşi…


Gün batımında bulutların muhteşem dansı
Gökkuşağı renklerinin denize muhteşem yansıması


Boş bardakları görünce aklıma rahmetli barış Manço’nun “kol düğmeleri” şarkısı geldi. Nedense??

Termosta kalan son çayımızla çitlediğimiz çekirdek eşliğinde gün batımının muhteşem renklerini seyrettik. Yaşanmışlıklara, yaşanamamışlıklara, söylemek isterken susmalarla, gelip içime oturan sonbaharın hüznüyle güneşin batış ritüeline eşlik ettim sessizce.
10.10.2010 Büyükada
Ayla